Can, could ve be able to ile birinin şimdi, eskiden ya da ileride neler yapabildiğini söylersin. Türkçedeki “-ebil-” ekine benzer, ama her yerde değil.
Neler öğreneceksin
Can, could ve be able to yetenek bildirir: fiziksel, zihinsel ya da sonradan öğrenilmiş bir beceri. Türkçede bunu fiile eklenen “-ebil-” ekiyle yaparsın (yüzebilirim, konuşabiliyor); İngilizcede ise fiilin önüne can gelir.
Can çok basittir: he/she/it ile değişmez (he can, sonunda -s yok), arkasından gelen fiil yalın hâldedir ve to almaz, soru ve olumsuz cümlelerde do kullanılmaz. “She can speak three languages.” doğrudur, “She can speaks…” yanlıştır. Olumsuz için can'e not eklenir: “He can't swim.” (uzun biçimi bitişik yazılır: cannot). “He don't can swim” yanlış.
Soru cümlesinde de dikkat: Türkçede soruyu mı ekiyle yaparsın (“Araba kullanabilir misin?”), kelime sırası değişmez. İngilizcede ise can öznenin önüne geçer: “Can you drive?” Ne “You can drive?” ne de “Do you can drive?”
Bir tuzak daha: öğrenilmiş beceriler için Türkçede “bilmek” fiili çok kullanılır (“Yüzme biliyor musun?”, “Araba kullanmayı biliyorum”). İngilizcede en doğal yol can'dir: “Can you swim?”, “I can drive.” Know how to da doğrudur (“I know how to drive”), ama “Do you know swimming?” ya da “I know to drive” yanlıştır. Can izin ya da olasılık da bildirebilir (“Can I open the window?”), ama bu derste yetenek üzerinde duruyoruz.
Şimdiki zamanda yetenek bildirmenin en yaygın yolu can'dir. Be able to aynı anlama gelir, ama can'in kullanılamadığı zamanlarda da çalışır: örneğin gelecekte ya da present perfect ile. Şimdiki zamanda “I am able to swim” kulağa resmî ve biraz katı gelir; günlük konuşmada “I can swim” yeterli.
Türkçeyle asıl fark burada: “-ebil-” eki her zamana eklenebilir: “yapabileceğim”, “uyuyamadım”, “gelebilmek istiyorum”. Can'in ise yalnızca iki biçimi var: can ve could. Bu yüzden will, have/has ve to'dan sonra be able to kullanılır: “After the course, you will be able to cook Italian food.” “I haven't been able to sleep well this week.” “Will can”, “haven't could” ya da “to can” diye bir şey yoktur.
Bir uyarı daha: “-ebilmek” ekini be able to diye ezberleyip ikisini birlikte kullanma. “I can able to swim” ya da “I can be able to swim” yanlıştır: ya can, ya be able to.
Could, geçmişte bir dönem boyunca sahip olunan genel bir yeteneği anlatır. Bir kez başarılan belirli bir iş için İngilizce was/were able to (ya da managed to, “başardı”) tercih eder. Bu durumda could kulağa tuhaf gelebilir, hatta olayın aslında gerçekleşmediği izlenimini verebilir.
Türkçe burada sana yardım edebilir: “Büyükannem beş dil konuşabiliyordu” (genel yetenek → could) ile “Fırtınaya rağmen zirveye ulaşabildiler” (bir kez başardılar → were able to). Could'u “-ebildi” ekinin karşılığı diye ezberleme: “-ebildim, başardım” demek istiyorsan was/were able to ya da managed to düşün.
İki istisna var; bunlarda could belirli bir olay için de tamamen doğaldır: olumsuz cümleler (“I couldn't open the door.”, “Kapıyı açamadım”) ve see, hear, smell gibi algı fiilleri (“We could see the lake from the summit.”).
Can ile be able to aynı işi görür; ikisini birlikte kullanma. Şimdiki yetenek için can yeterli.
“Yüzme biliyor musun?” cümlesinin kelimesi kelimesine çevirisi. Beceriler için can kullanılır (ya da know how to: Do you know how to swim?).
“Toplantıya katılamayacağız” cümlesindeki gelecek zamanı will ile, “-ebil-” ekini can ile çevirmek olmaz. Will ya da won't kelimesinden sonra be able to gelir.
Can'in geçmiş zaman ortacı yoktur; present perfect ile been able to kullanılır.
Can ile do kullanılmaz: soruda can öznenin önüne geçer. Olumsuzda da öyle: He can't swim, He don't can swim değil.
“Zirveye ulaşabildiler”, yani bir kez başardılar. Bunun için could değil, was/were able to (ya da managed to) kullanılır.
Can'den sonra fiil hep yalın hâldedir; özne she olsa bile -s almaz.
Türkçede yetenek fiile eklenen bir ekle anlatılır: “yüzebilirim”, “üç dil konuşabiliyor”
İngilizcede fiil değişmez; önüne can gelir ve fiil yalın hâlde kalır: “I can swim.”, “She can speak three languages.” Araya to ya da able girmez, üçüncü tekil kişide -s eklenmez: “She can speaks” ve “I can able to swim” yanlıştır.
Öğrenilmiş beceriler için Türkçede “bilmek” çok kullanılır: “Yüzme biliyor musun?”, “Araba kullanmayı biliyorum”
İngilizcede en doğal karşılık can'dir: “Can you swim?”, “I can drive.” Know how to da doğrudur (“Do you know how to swim?”), ama know tek başına bir beceriyle kullanılmaz: “Do you know swimming?” ya da “I know to drive” yanlıştır. Dil için ise know doğaldır: “I know English” de, “I can speak English” de olur.
“-ebil-” eki her zamana eklenir: “yapabileceğim”, “gelebilmek istiyorum”, “bu hafta iyi uyuyamadım”
Can'in mastarı, geçmiş zaman ortacı ya da gelecek biçimi yoktur; bunların hepsinde be able to gerekir: “We won't be able to attend the meeting.”, “I want to be able to speak English.”, “I haven't been able to sleep well this week.” “Gelemeyeceğiz” cümlesini kelimesi kelimesine çevirirsen “won't can” gibi var olmayan bir yapı çıkar.
Türkçede “-ebiliyordu” genel bir geçmiş yeteneği, “-ebildi” ise çoğu zaman bir kez başarılan bir işi anlatır
Bu ayrım İngilizcede işine yarar: “Büyükannem beş dil konuşabiliyordu” → could (“My grandmother could speak five languages.”); “Zirveye ulaşabildiler” → were able to ya da managed to (“Despite the storm, they were able to reach the summit.”). Olumsuz cümlelerde (couldn't) ve see/hear ile could belirli bir olay için de kullanılabilir.
Türkçede soru mı ekiyle yapılır, kelime sırası değişmez: “Araba kullanabilir misin?”
İngilizcede can öznenin önüne geçer: “Can you drive?” Do eklenmez: “Do you can drive?” yanlıştır. Olumsuzda da do yok: “He can't swim.”, “He don't can swim” değil. Geçmişte de aynı kural: “Were you able to fix the car?”, “Did you could…?” değil.
💡 Can'den sonra fiil yalın hâlde: I can swim. I can able to swim ya da I can to swim değil.
💡 “Yüzme biliyor musun?” → Can you swim? (ya da Do you know how to swim?).
💡 Will, have/has ya da to'dan sonra can kullanılmaz: be able to kullan.
💡 “-ebiliyordu” (genel yetenek) → could; “-ebildi” (bir kez başardı) → was/were able to ya da managed to.
"Can you drive?"
"Yes, I can — I've been driving for ten years."
"Could you drive when you were a teenager?"
"No, I couldn't — I learned much later."
Alıştırma 1 · Doğru cümleyi seç
Choose the correct sentence — present ability.
Alıştırma 2 · Doğru cümleyi seç
Choose the correct sentence — past ability.
Alıştırma 3 · Doğru olumsuz biçimi seç
Choose the correct negative.
Alıştırma 4 · Doğru soruyu seç
Choose the correct question.
Alıştırma 5 · Doğru cümleyi seç
Choose the correct sentence — future ability.
Alıştırma 6 · Doğru cevabı seç
Which phrase must you use where 'can' has no form available, such as after 'will'?
Alıştırma 7 · Doğru cümleyi seç
Choose the correct sentence for a specific past achievement (one completed event).
Alıştırma 8 · Doğru cümleyi seç
Choose the correct sentence.
Alıştırma 9 · Cümleyi tamamla
Complete: 'My grandmother ___ (can/speak) five languages when she was younger.'
Alıştırma 10 · Cümleyi tamamla
Complete: 'I ___ (not/can/come) to the party tomorrow — I'm working.'
Alıştırma 11 · Gruplara ayır
0 / 6 yerleştirildi
Alıştırma 12 · Sık yapılan hata: beceriler için “bilmek”
Turkish: “Yüzme biliyor musun?” Which English question is correct?
Öğrendiklerini kontrol etmek için beş kısa soru.
Soru 1 / 5
Puan: 0/0
Choose the correct sentence.
İzin bildiren modal fiiller
Can, could ve may ile İngilizcede izin iste, izin ver ya da bir şeyi yasakla; “sen/siz” ayrımı olmayan bir dilde resmî ve samimi tonu seç.
Zorunluluk ve yasak
Must ve have to ile zorunluluk bildir ve en büyük tuzağa düşme: mustn't (yasak) ile don't have to (gerek yok) aynı şey değildir.
Rica, teklif ve öneri
Could, would, shall ve can ile kibarca bir şey rica et, yardım teklif et ve birlikte bir şey yapmayı öner. “Açayım mı?” neden “Shall I…?” olur?
Must mu, have to mu?
Must mu, have to mu? Must hiç biçim değiştirmez; geçmiş, gelecek ve do'lu sorular için have to gerekir. “Zorunda kaldım” neden had to olur, öğren.