Could you help me? I was wondering if you could. I'm afraid… Daha yumuşak ve kibar bir ton için araya biraz mesafe koy.
Neler öğreneceksin
İngilizcede nezaketin büyük kısmı, kendinle istediğin ya da söylediğin şey arasına mesafe koyarak işler. Daha “uzak” ve daha dolaylı bir fiil biçimi ya da soru, rica veya bilgi aynı olsa bile kısa ve doğrudan bir cümleden kulağa daha yumuşak ve daha az talepkâr gelir.
Bu, sandığından daha önemlidir. Türkçede nezaketin büyük kısmını siz hitabı, “-iniz” ekleri, ses tonu ve “lütfen” üstlenir: “Hesabı getirir misiniz?”, “Bir çay lütfen.” İngilizcede “siz” yoktur ve ses tonu da bu kadar telafi edemez: nezaket cümlenin kuruluşunda olmalıdır.
could ve would, can ve will kelimelerinin “daha uzak” biçimleridir. Onları daha kibar yapan da tam olarak bu mesafedir: daha az doğrudandırlar ve ricaya daha yumuşak, daha temkinli bir ton verirler.
Türkçede kibar bir ricayı çoğu zaman “-ir misin?” ya da “-ebilir misiniz?” ile yaparsın: “Kapıyı kapatır mısın?”, “Tuzu uzatabilir misiniz?” Bunların İngilizcedeki karşılığı “Do you close…?” değil, “Could you close the door?”, “Could you pass the salt?” olur. Bir şey isterken de “istiyorum” ve “alabilir miyim” kelimesi kelimesine çevrilmez: “I'd like a tea, please.” ya da “Could I have a tea, please?” dersin. I want kulağa talepkâr gelir, “Can I take…?” ise “alıp götürebilir miyim?” gibi anlaşılabilir.
Bir ricayı dolaylı bir soruya çevirirsen (I was wondering if…, Do you think you could…?, Would it be possible to…?), kulağa daha da yumuşak gelir. if ile başlayan kısımda olumlu cümlenin normal kelime sırası korunur (if you could); standart İngilizcede doğrudan sorudaki gibi devrik yapı kullanılmaz.
Türkçede bu yapı “-ip -mediğini” ile kurulur ve uzun gelir: “Bana yardım edip edemeyeceğini merak ediyordum.” Bu yüzden çoğu kişi iki cümleyi yan yana koyar (“Merak ediyordum, yardım edebilir misin?”) ve “I was wondering could you help me” der. Doğrusu: “I was wondering if you could help me.” Bir tuzak daha: “Pencereyi açmanın sakıncası var mı?” cümlesinde “açmak” mastarı var, ama Would you mind…? kalıbından sonra -ing biçimi gelir: “Would you mind opening the window?” (“to open” değil).
I'm afraid, unfortunately ve I don't want to be rude, but… gibi ifadeler, hoş olmayan bir haberi, bir itirazı ya da eleştiriyi söylemeden önce yumuşatır ve karşındakine hazırlanması için bir an tanır. Buradaki I'm afraid korkuyla ilgili değildir; anlamı “maalesef”, “ne yazık ki” gibidir. unfortunately da “maalesef” demektir.
Türkçede de “Kusura bakmayın ama…”, “Rahatsız ediyorum ama…” gibi yumuşatıcılar vardır. Fark, İngilizcede bunların çok daha sık ve küçük konularda bile kullanılmasıdır. Doğrudan bir “Bu yanlış.” (“That's wrong.”) İngilizcede kulağa sert gelebilir. Genelde eleştiriye bir girişle başlanır ve daha dikkatli ifade edilir (I think…, might be…, not quite…).
“Bir çay alabilir miyim?” cümlesindeki “almak” burada take değildir. Kafede “Could I have…, please?” denir; Amerikan İngilizcesinde “Can I get…?” de çok yaygındır.
“İki kişilik bir masa istiyorum” Türkçede normaldir, ama İngilizcede I want kulağa talepkâr gelir. Bir şey isterken I'd like (= I would like) kullan.
“Kapıyı kapatır mısın?” Türkçede kibar bir ricadır, ama “Do you close the door?” İngilizcede bir alışkanlığı sorar. Rica için Could you…? ya da Would you…? kullan.
Türkçede “açmanın sakıncası var mı?” der gibi mastar kullanmak doğal gelir, ama mind kelimesinden sonra İngilizcede -ing biçimi gelir.
Standart İngilizcede dolaylı soru if ile kurulur ve olumlu cümlenin normal kelime sırasını korur: if you could.
Doğrudan bir emir, iş ilişkisinde ya da tanımadığın biriyle kulağa kaba gelir; dolaylı ve yumuşatılmış bir rica daha uygundur. İngilizcede tonu kurtaracak bir “siz” de yoktur.
Girişsiz bir eleştiri İngilizcede kulağa sert gelir. Yumuşatıcı ifade söylediğin şeyi değiştirmez, yalnızca tonunu değiştirir.
Türkçede kibar bir rica “-ir misin?”, “-ebilir misiniz?” ve siz hitabıyla yapılır: “Kapıyı kapatır mısın?”, “Yardım edebilir misiniz?”
İngilizcede bu işi could ve would görür: “Could you close the door?”, “Could you help me?” Bu soruları present simple ile çevirme: “Do you close the door?” bir rica değil, alışkanlık hakkında bir sorudur (“Kapıyı genelde kapatır mısın?”). Ayrıca İngilizcede yalnızca “you” olduğu için siz hitabının sağladığı saygı da cümlenin kuruluşundan gelmelidir. “Can you…?” arkadaşlar arasında normaldir, ama yabancılarla ve iş ortamında “Could you…?” daha güvenli seçimdir.
Kafede ya da dükkânda Türkçede “Bir çay istiyorum”, “Bir çay alabilir miyim?” ya da kısaca “Bir çay lütfen” denir
“Bir çay lütfen” İngilizcede de olur (“A tea, please.”), ama “istiyorum” ve “alabilir miyim” kelimesi kelimesine çevrilince sorun çıkar. “I want a tea.” kulağa talepkâr gelir; “Can I take a tea?” ise tuhaf kaçar, hatta “Bir çay alıp götürebilir miyim?” gibi anlaşılabilir, çünkü sipariş verirken “almak” take ile değil, have ile söylenir. Doğal olanı: “I'd like a tea, please.” ya da “Could I have a tea, please?” Amerikan İngilizcesinde “Can I get a tea?” de çok yaygındır.
Türkçede kötü haberleri “Maalesef…”, “Ne yazık ki…” ile yumuşatırsın: “Maalesef uçuş iptal edildi”
İngilizcede de aynısı yapılır: “I'm afraid the flight is cancelled.” (İngiliz İngilizcesinde “cancelled”) ya da “I'm afraid the flight is canceled.” (Amerikan İngilizcesinde “canceled”). Fark sıklıktadır: İngilizcede bu yumuşatıcılar küçük haberlerde bile çok sık kullanılır ve onlarsız bir ret (“We can't refund this.”) kulağa soğuk gelebilir.
“Rahatsız ediyorum ama…”, “Kusura bakmayın ama…” Türkçede de bir ricayı ya da itirazı önceden yumuşatır
Bunlar İngilizcedeki “Sorry to bother you, but…” ve “I don't want to be rude, but…” ile aynı işi görür; bu konuda Türkçe sana yardım eder. Kelimesi kelimesine çeviri yapma (“Don't look at the fault”), hazır İngilizce kalıbı kullan.
💡 Yabancılarla ve iş ortamında Can you…? yerine Could you…? daha güvenlidir.
💡 please bir emri ricaya çevirmez: soru biçiminde sor.
💡 I was wondering if… sonrasında normal kelime sırası gelir: if you could.
💡 Would you mind + -ing: Would you mind opening…?, to open değil.
💡 Bir şey isterken I'd like… ya da Could I have…? de; I want… ya da Can I take…? değil.
"Sorry to bother you — I was wondering if you could take a quick look at this before the meeting?"
"Sure, no problem. Send it over."
"Thanks so much. And I'm afraid it's a bit urgent — would it be possible by 2?"
Alıştırma 1 · Daha kibar olan cümleyi seç
Which sounds more polite/less direct?
Alıştırma 2 · Daha kibar olan cümleyi seç
Which sounds more polite?
Alıştırma 3 · Doğru açıklamayı seç
'I was wondering if you could help me.' This structure is...
Alıştırma 4 · Kibar dolaylı soruyu tamamla
Complete the polite indirect question: 'Do you think ___ possible to reschedule?'
Alıştırma 5 · Kötü haberi en kibar veren cümleyi seç
Which softens bad news most politely?
Alıştırma 6 · İfadenin işlevini bul
'I don't want to be rude, but I think there's a mistake here.' This phrase functions to...
Alıştırma 7 · Doğru kelime sırasını seç
Which is the correct word order in an indirect polite question?
Alıştırma 8 · Doğru açıklamayı seç
'Would' and 'could' sound more polite than 'will' and 'can' mainly because...
Alıştırma 9 · Ricayı daha kibar biçimde yeniden yaz
Make this more polite using an indirect question: 'Can you send me the file?' (start with 'I was wondering if')
Alıştırma 10 · Kötü haberi yumuşat
Soften this bad news politely: 'The flight is cancelled.' (start with 'I'm afraid')
Alıştırma 11 · Yumuşatılmış ve doğrudan olarak gruplara ayır
0 / 8 yerleştirildi
Alıştırma 12 · Sık yapılan hata: “alabilir miyim” → “Can I take”
Turkish: “Bir çay alabilir miyim?” (ordering in a café) Which English sentence is correct and polite?
Öğrendiklerini kontrol etmek için beş kısa soru.
Soru 1 / 5
Puan: 0/0
'Would it be possible to reschedule the call?' This is an example of...
Resmî ve gündelik İngilizce
Resmî ve gündelik İngilizce: kelime seçimi ve cümle yapısı üslubu nasıl değiştirir, iş e-postasında ve arkadaşa mesajda doğru tonu nasıl tutturursun?
Dil düzeyi ve üslup: genel tablo
İngilizcede dil düzeyi resmîden gündeliğe uzanan bir ölçektir: isimleştirme, edilgen yapı, kısaltmalar ve eksiltme; üslubu okura ve amaca göre ayarla.
Standart ve standart dışı İngilizce
Standart dışı İngilizce: ain't, they was, I seen ve them books gerçek ağızların kurallı özellikleridir; ama sınavda ve resmî yazıda standart biçim beklenir.
Konuşma İngilizcesinde kısa biçimler ve eksiltme
Konuşma İngilizcesinde eksiltme: gündelik dilde cümle başındaki özne ve yardımcı fiil nasıl atılır? Got it!, Want some?, Been waiting long?