Drive careful mı, drive carefully mi? I feel bad mi, I feel badly mi? Türkçede “dikkatli” ve “iyi” hem sıfat hem zarf olabilir; İngilizcede ise küçük bir ek büyük fark yaratır.
Neler öğreneceksin
Sıfatlar da zarflar da bir şeyi anlatır, ama cümlenin farklı öğelerini. Sıfat bir ismi niteler (a careful driver). Zarf ise bir eylemin NASIL yapıldığını anlatır (drive carefully). Bu ikisini karıştırmak, oldukça ileri seviyelerde bile en sık yapılan hatalardan biridir.
Türkçe konuşanlar için zorluk şurada: Türkçede çoğu zaman aynı kelime hem sıfat hem zarf olarak kullanılır. “Dikkatli bir sürücü” ve “Dikkatli sür”, “hızlı bir araba” ve “Hızlı konuşuyor”, “iyi bir öğrenci” ve “Gitarı iyi çalıyor”. İngilizcede ise kelimenin biçimi değişir: careful / carefully, quick / quickly, good / well.
Bir şeyin NASIL yapıldığını anlatırken neredeyse her zaman yalnız sıfatı değil, -ly ile biten zarfı kullanman gerekir.
Türkçede “Güzel şarkı söylüyor”, “Hızlı öğreniyor”, “İngilizceyi akıcı konuşuyor” demek tamamen doğaldır. Bu cümleleri kelimesi kelimesine çevirince -ly kaybolur. İngilizcedeki standart biçim -ly ile biten zarftır: “Drive carefully.”, “She sings beautifully.”, “He speaks English fluently.”, “She learns things quickly.” Türkçedeki “-ca/-ce” ekini hatırla: “yavaşça”, “dikkatlice”, “sessizce” gibi kelimeler -ly ile aynı işi görür.
Ama bunu her kelimeye uygulama: sık kullanılan bazı zarflar -ly almaz, örneğin fast, hard, late ve early (“He drives fast.”, “She works hard.”). hardly ise “sıkı, çok” değil, “neredeyse hiç” demektir.
be, feel, look, seem, taste, smell ve sound gibi bağlayıcı fiiller özneyi, onu anlatan bir niteliğe bağlar; bir eylemi anlatmaz. Bu yüzden ardından zarf değil, sıfat gelir.
Burada Türkçe çoğu zaman sana yardım eder: “Kendimi kötü hissediyorum”, “Mutlu görünüyordu”, “Süt kötü kokuyor” cümlelerinde de bir sıfat vardır: “I feel bad about it.”, “She looked happy.”, “The milk smells bad.” Tehlike, -ly kuralını öğrendikten sonra onu her yere eklemektir: “I feel badly”, “She looked happily”. Bir tuzak daha: “iyi” hem good hem well demek olduğu için “Çorbanın tadı iyi” kolayca “tastes well” olur; doğrusu “This soup tastes good.” Ama look bir eylemse (“dikkatle bakmak”) zarf gelir: “Look carefully.”
Good bir sıfattır: bir ismi niteler. Well ise genellikle zarftır ve bir şeyin nasıl yapıldığını anlatır. Well, “sağlıklı, iyi durumda” anlamında sıfat olarak da kullanılabilir.
Türkçede ikisinin karşılığı da “iyi”dir, bu yüzden dikkat etmen gerekir. İsimden önce ya da bağlayıcı bir fiilden sonra good: “İyi bir sınavdı” → “It was a good test”, “Tadı iyi” → “It tastes good”. Bir eylemin nasıl yapıldığını anlatırken well: “Gitarı iyi çalıyor” → “He plays the guitar well”, “Sınavı çok iyi geçti” → “He did really well on the test”. “İyiyim” ise “I'm fine”, “I'm well” ya da gündelik dilde “I'm good” olur.
Türkçede “Dikkatli sür” dersin, ama İngilizcede drive fiili -ly ile biten zarfı ister.
“Güzel şarkı söylüyor” cümlesinde “güzel” nasıl şarkı söylediğini anlatır: İngilizcede bunun için zarf, yani beautifully gerekir.
“İngilizceyi akıcı konuşuyor” cümlesindeki “akıcı” konuşmanın nasıl olduğunu anlatır, bu yüzden fluently gerekir.
“İyi” hem good hem well olabilir, ama taste burada bağlayıcı bir fiildir ve sıfat ister: good.
Burada feel bir eylemi değil, nasıl hissettiğini anlatır; bu yüzden sıfat gelir, tıpkı “Kendimi kötü hissediyorum” cümlesinde olduğu gibi. (I feel badly Amerikan İngilizcesinin gündelik dilinde duyulur, ama standart ve güvenli olan I feel bad.)
Sınavın nasıl geçtiğini anlatıyorsun: burada “iyi” sıfat değil zarftır, yani well.
really (“gerçekten, çok”) interesting sıfatını güçlendiren zarftır. real ise “gerçek” anlamında bir sıfattır: a real diamond. “Real interesting” Amerikan İngilizcesinin gündelik dilinde duyulur, ama standart değildir.
“Çok çalışıyor” → He works hard: hard zaten bir zarftır. hardly ise “neredeyse hiç” demektir: “He hardly works” “Neredeyse hiç çalışmıyor” anlamına gelir.
Türkçede aynı kelime çoğu zaman hem sıfat hem zarftır: “hızlı bir araba” / “Hızlı konuşuyor”, “dikkatli bir sürücü” / “Dikkatli sür”, “güzel bir ses” / “Güzel şarkı söylüyor”
İngilizcede bir eylemin nasıl yapıldığını anlatmak için genellikle -ly ile biten zarf gerekir: “Please speak slowly.”, “Drive carefully.”, “She sings beautifully.” “Drive careful” ya da “speak slow” gündelik İngilizcede, özellikle Amerikan İngilizcesinde duyulur, ama standart biçim değildir. Kendine sor: bu kelime bir ismi mi niteliyor, yoksa bir eylemin nasıl yapıldığını mı anlatıyor?
Türkçede de sıfattan zarf yapan bir ek vardır: “yavaş” → “yavaşça”, “dikkatli” → “dikkatlice”, “sessiz” → “sessizce”, “kibar” → “kibarca”
İngilizcedeki -ly bu “-ca/-ce” ekine benzer: slow → slowly, careful → carefully, quiet → quietly, polite → politely. Farkı şu: Türkçede bu ek çoğu zaman isteğe bağlıdır (“yavaş konuş” da “yavaşça konuş” da olur), İngilizcede ise standart dilde -ly genellikle zorunludur: “Please speak slowly.”
Türkçede “iyi” hem sıfat hem zarftır: “iyi bir gitarist”, “Gitarı iyi çalıyor”, “Tadı iyi”
İngilizcede bu kelime ikiye ayrılır: isimden önce ve bağlayıcı fiillerden sonra good (“a good guitarist”, “It tastes good”), bir eylemin nasıl yapıldığını anlatırken well (“He plays the guitar well”). “He plays the guitar good” ve “This soup tastes well” yanlıştır. Amerikan İngilizcesinin gündelik dilinde “He did good” duyulur, ama standart İngilizcede ve sınavlarda doğrusu “He did well” olur.
Türkçede “Kendimi kötü hissediyorum”, “Mutlu görünüyordu”, “Süt kötü kokuyor” cümlelerinde sıfat kullanılır
İngilizce de aynı mantıkla çalışır: taste, smell, feel, look, sound ve seem özneyi anlattığında ardından sıfat gelir: “I feel bad about it.”, “She looked happy.”, “The milk smells bad.” Yani burada Türkçeye güvenebilirsin. Tek tehlike, -ly kuralını fazla uygulayıp “I feel badly” ya da “She looked happily” demek.
💡 Kelime birinin bir şeyi NASIL yaptığını mı anlatıyor? O zaman zarf gerekir, genellikle -ly ile; Türkçede “hızlı” ya da “dikkatli” desen bile.
💡 be, feel, look, seem, taste, smell ve sound fiillerinden sonra sıfat gelir: tastes good, smells bad, feel bad.
💡 “İyi” + isim ya da bağlayıcı fiil → good; “iyi” + bir eylemin nasıl yapıldığı → well.
"How did it go?"
"I think it went really well — the audience seemed genuinely interested."
"That's great! You spoke really clearly, too."
"Thanks — I was a bit nervous, but I tried to stay calm."
Alıştırma 1 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 2 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 3 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 4 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 5 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 6 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 7 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 8 · Doğru cümleyi seç
Which is correct?
Alıştırma 9 · Hatayı düzelt
Correct the mistake: He plays the guitar good.
Alıştırma 10 · Hatayı düzelt
Correct the mistake: She is a quick learner and learns things quick.
Alıştırma 11 · Sık yapılan hata: “iyi” için good
Turkish: “Gitarı çok iyi çalıyor.” (about a man) Which English sentence is correct?
Öğrendiklerini kontrol etmek için beş kısa soru.
Soru 1 / 5
Puan: 0/0
Which is correct?
Fiillerle ilgili sık yapılan hatalar
İngilizce fiil hataları: gereksiz be, unutulan -s, iki kez işaretlenen zaman ve “katılıyorum”, “hata yapmak” gibi Türkçeden gelen tuzaklar.
Özne-fiil uyumuyla ilgili hatalar
İngilizcede özne-fiil uyumu tuzakları: fiilin yanlış isimle uyumu, he/she/it'in -s'si, everyone ve each, police ve news gibi isimler.
Artikellerle ilgili sık yapılan hatalar
Türkçede artikel yok; bu yüzden a/an unutulur, the da fazla kullanılır. Meslekler, genel ifadeler, ülke adları, okul ve ulaşımla ilgili tipik hatalar.
Edatlarla ilgili sık yapılan hatalar
Türkçedeki ekleri edata çevirince çıkan hatalar: married to (with değil), depend on, arrive at/in (to değil), about olmadan discuss ve good at.